12 Mart 2011 Cumartesi
yasak olmasın bir daha..
çok sık yazmıyorum kabul.. istiyorum ama olmuyor.. eskiden Mira'nın zamanından çalmamak için daha çok geceleri kullanırdım, artık daha çok mu yoruluyorum yoksa Mira ile yumuş yumuş uyumak pek mi tatli geliyor bilmem geceleri de pek yazamıyorum.. eskiden işte blogspot uzantıları açılmazdı, bir süredir açılıyor, hiç sesimi çıkarıp kimselere sormuyorum farkedilmeyen bir açığı kapattırmış olmayayım diye.. ama işte de vakit bulabildiğim söylenemez, eskiden öğlenleri üç beş atıştırırken gözucu baktığım facebook yerine blog okuyorum.. sanırım daha çok okuyorum ki bu yasak da bana yazmakdan daha çok takip ettiğim blogların eksikliğini hissettirdi, allah için bu kadar süre boşladığım olmuştu çok sefer.. elim bilgisayara gitmedi, başka biryere taşınayım telaşına giremedim, du bakalım ne olacak modu ağır bastı, ama eksiklik hissi hiç bitmedi.. uzun lafın kısası alışmışım bu işe, özlüyorum yokluğunda.. bir daha olmasın yasak masak.. üç beş yazıp okuyup kafamızı boşaltalım..
3 Mart 2011 Perşembe
16 Şubat 2011 Çarşamba
Dişler..dişler..
Miranın dişlerini fırçalamaya başladığımda muhtemelen 1 aylık bile değildi daha, vazgeçilmez diş hekimim ve aynı zamanda çok iyi dostum Nilüfer Bora hamileliğimin 6.ayında düşüp dişimin içinde damar patlattığımda Mira'nın dişlerini fırçalamayı ihmal etme diyerek hangi fırçayı almam gerektiğini de önerdi. Mira'nın daha bir yatağı yokken parmak fırçası hazırdı.
hele hain dişler çıkarken öyle kaşınıyorlardıki sanki her sabah kalkınca ve akşam yatarken fırçalanma zamanını dörtgözle bekler gibiydi kuzucuk.. Nilüfer hanım dil fırçası da kullanmamı önerdi hatta önermekle kalmayıp evimize kargo ile bir fırça gönderdi ama Mira bu fırçayı ağzına alır almaz bir canavar kesilip fırçayı yalayıp yuttuğu için başı kırılıp boğazına kaçacak endişesi nedeniyle çok da düzgün kullanamadım..
Daha sonraları daha tuvalet eğitimine başlamadan Miracım acaba bu dört duvar nedir, niçin herkes günde üç beş sefer buraya girip çıkarki merakı ile bize eşlik etmek için elinden ne gelir ise yapar hale geldi, hele tuvalet eğitimine başlamamız ile ayna önünde duran diş fırçasını ayırdedip " dişiiii, dişiiii..." nidaları arasında normal fırça ile macunsuz fırçalanmalar da başladı. Bu arada kendisine eşlik etmemizi de şiddetle talep eder oldu.
Halen macunsuz fırçalamalara devam ediyoruz ve henüz diş hekimi kontrolüne gerek yokdu, ta ki geçen cumartesiye kadar, her cumartesi Mirayı Music Together da müzik dersine götürüyoruz, yazmıştım daha önce, ders hemen Göztepe parkının karşısındaki apartmanların birinin alt katında yapılıyor, Mira derse girmeden önce " lağ..lağ.." diye sayıklıyor ama vaktin ders sonrasında geleceğini de çok iyi biliyor ve dersten çıkar çıkmaz o yumuşak ses yerini çığlığa çeviriyor ve " lağ..lağ..lağ" diye yıkıyor ortalığı, salıncağa binmeden de susmuyor.. geçen hafta da aynı şekilde kendimizi parkta bulduk,sallandık, kaydık, bol bol eğlendik ama tahteravallide sallanırken kafasını hızla öndeki demire çarpması ile ön dişinin uçtan kırılması bir oldu.. Tabi çok sıkıldık, üzüldük ama yapacak birşey yok.. doktorunun belki kök zedelenmiş olabilir endişesi üzerine hemen Nilüfer hanımı aradık o herzamanki rahatlatıcı sakinliği ile konuyu izah etti ve haftaiçi buluşmak üzere sözleştik, böylece bugün Miracım ilk kez diş hekimine göründü.. çocuk hasta konusunda çok tecrübeli bir dişhekimi olarak Mira'yı da kendine alıştırması yaklaşık beş dakika sürdü, önce boyalar yapıldı, oyuncaklar ile oynandı, öpüşüldü koklaşıldı, sonra tedavi için yan odaya geçildi,

önce annenin ağzına bakıldı, sonra Mira'nın..


küçük bir lastik ekipman ile ustaca bir rötuş neticesi sivrilik törpülendi ve renk değişikliği olur ise haberleşmek üzere vedalaşıldı..
işte böyle aile geleneğine uydu Miracım ve Emirganda bahçede ön dişini kıran anne ve kurs için gittiği İstanbul Erkek Lisesinde tenefüsde oynarken yine ön dişini kıran babası ile ustaca yarışıp ben bu ailenin kızıyım ve işte ben de ön uçtan kırığım dedi:(
10 Şubat 2011 Perşembe
çocuklukdan kalma üç güzel gün..

özgür anne çocukluğumuzdan 3 güzel anı diye bir fikir atmış ortaya bayıldım, ben biraz bardağın boş tarafını gören bir tipim, bu nedenle hafızam tatsızlara gidecek gibi olurken hemen tekrar okudum yazısını ve ilk aklıma gelen üç taneyi yazmaya başladım;
1. 3 yaşındayım, aslında hatırlayabildiğim en eski diyebilirim, kasık fıtığı ameliyatı olacağım, ameliyathaneye gitmeden önce Bulgar Hastanesinin o yüksek duvarlı geniş odasında beyaz pikeler üzerinde zıplıyorum, sonra geliyorlar beni almaya elimden tutup götürüyorlar, beyaz mermer soğuk koridorları ve parlak ameliyathane ışığını dahi hatırlıyorum, gece halam kalıyor yanımda, zaten hep aynı odada yan yana yataklarda uyuyoruz, çok alışkınım onunla uyumaya ama annemi de çok özlüyorum, gün geliyor çıkış gününe bana üzerinde koyunlar olan pazen bir pijama dikmiş annem, emirgandaki evimizin kapısı, babamın üzerimde o pijama ile beni arabadan alıp kucağında eve çıkardığını hatırlıyorum, bayılırdım dönüşlerde babamın arabadan kucağında eve taşımasını, gece gezmesi ise uyumuyorsan bile uyuyor pozu yap:) 3 yaşımdaki o hastane dönüşü taşınmak kaçınılmaz, arkadan Filo teyze sesleniyor " geçmiş olsun.." sanki bir bayram arefesi aynı zamanda anneannem de bizde, ve ben anneme, babama, ablama kavuşuyorum, pijamam çok güzel ve evimizdeyim, çok da mutluyum..


2. emirgandaki evimizde ablam ve halam ile beraber kaldığımız odadayız, bahçedeki çam rüzgardan sallanıyor ve arkasındaki sokak lambası sayesinde gölgesi karşımda baktığım duvara vuruyor, bir yandan da o koskocaman evde üçümüzün aynı odada yatmasının nedeni olan gaz sobası söndürülmüş ama soğumaya çalışırken kendine özgü lok lok sesini dinleyip bir yandan da tavana yansıyan sönmeye yakın ışığına bakıyorum, derken çam öyle hızlı sallanıyorki korkuyorum hemen yan yatağa halamın koynuna geçip pofuduk masalı dinleyerek uyuyorum, sabah kalkınca bahane hazır; aaa gece buraya kayıvermişim...


3. konyada anneannem ile büyükbabamın evinin bahçesindeyiz, güzel bir yaz günü, annem, babam, halam, teyzem, anneannem, annemin babaannesi hatce nine beyaz örtüsü ile asmanın altında oturuyorlar, başkaları da var kalabalık, büyükbabam dükkandan ince pideler yollamış güzel bir kahvaltı edilmiş, ortadaki havuzun suyu akıyor, kuzenim medar elinde fırça kovaya su doldurmuş arka taraftaki biraz da gizemli deponun kerpiç duvarlarını boyuyor " boyacı olucam" diyerek, ben ve ablam yerde toprağı ıslatıp çamur ile oynuyoruz, önce bir kubbe yapıyoruz, içini oyup su akıtıyoruz, adı harmanbiç bu oyunun, ablam diyorki bilmiş bilmiş, hayır bu pasta, doğumgünü pastası, ay ne akıllı gerçekten çok benziyor, büyük ya benden tabi ki pasta yapabilir, ne şanslı.. hemen büyümek istiyorum..
sonra medar ile bisiklete binip, yürüyerek odasına gitmeye çalışan ama az gördüğü için zorlanan hatce ninenin başındaki örtüyü çekiyoruz; "amaaan şu oğlanla kızın akımı çekmesi... oğuuuulll akifem,ayferim oğuuull " :))))))



teşekkürler özgüranne..
2 Şubat 2011 Çarşamba
başlığı yok bu yazının
biraz sıkıntılı geçiyor günler.. kimileri rutinden sıkılır, herşey monoton diye dert yanar, hiç hayatım monoton diye dertlendiğimi hatırlamıyorum, hayatımın hiçbir döneminde.. çünkü herşey rutininde gidiyormu herşey de yolunda gidiyor demektir,
kimi zaman sağlık problemleri, kimi zaman yaşanan kayıplar, derdin küçüğü de var büyüğü de, ama büyüğü yokken küçüğü de dert sayar insan, hepimiz yapıyoruz, inciğe boncuğa can sıkıp belki de bir ölüm haberi ile kendimize geliriz kimi zaman işte hayat bu diyerek..
son günlerde işsel durumlarda biraz can sıkıntımız var, herişte bir hayır vardır deyip ileriye bakıyoruz bakmasına da 1,5 yaşında bir kuzunun anne babası olunca kendini bir tarafa bırak ona vereceğin geleceğe dair endişeler bir de kuzuyu 40civarında doğurmuş olmanın hafiften ağırlığı ile kafada kırk tilki, kırkının kuyruğu birbirine değmez gecelere gebe ediyor insanı..
şu aralar hayatı düşünüyorum çokca, kimler geldi kimler geçti, ne para ne pul, dostluk biriktirmek ne kadar önemli.. birsürü sahte dostluk var etrafımda, etrafımızda, dostluk saydığımız, güvendiğimiz ama yarı yolda kaldığımız, ama kazık yediğimiz, ama kiminde de yıllar sonra bir telefon ile koşulsuz yanımızda bulduğumuz, şimdi olduğu gibi..
dostlar var, dost sanılanlar var.. hayat çok bonkör aslında dostu da olmayanı da örneklerle anlatıyor, yaz tecrübe hanene bir daha gördüğünde tanı diyor, ama bazısı tanıyamıyor, tecrübelerinden ders almıyor, bizim ki de böyle biraz..
artık tahammül etmiyorum, biliyorsam dost olmadığını ve olamayacağını, gülüyorum yüzüne ama güvenmiyorum, kendimi zorlamıyorum devam ettirmeye birşeyleri, iyi olmaya çalışmıyorum, çünkü yaşadığım örneklerden öğrendimki değmiyor, değmeyecek. yaş 42 artık biraz politika öğrendim diye düşünüyorum..işte şimdi bunu kocama anlatmaya çalışıyorum, bu kadar kazıkdan sonra anla bak hayat sana nasıl da anlatıyor, yaz tecrübe hanene tanı birdahasına diye.. ben hep dedim sana dememeye çalışarak..
ama hayat bu işte, herkes kendininkini yaşıyor, kocan da olsa kendi bulduğu doğrular hayatına yön veriyor, kocan da olsa, bir hayatı paylaşsanda..
bak diyorum dost saydıklarınla geldiğimiz noktaya, bak bu kadar yıla, çarp, böl,hesapla, yok para değil sadece zamanı hesapla, paylaşılan zorlukları, harcanan emekleri, akıtılan imkanları hesapla, sadece ders al, kimseye gereğinden fazla değer verme, katlanma.. gerekirse cesur ol ve hareket et..
düşünüyorum da kızıma neler anlatmaya çalışacağım acaba, inşallah herşey beklediğimiz rutinde gider ise, günü geldiğinde.. bilsem de o kendi doğrularını bulacak, bilsem de işte hayat bu ve işte bu onun hayatı.. ben ne dersem diyeyim o kendi bildiğini yapacak..
kimi zaman sağlık problemleri, kimi zaman yaşanan kayıplar, derdin küçüğü de var büyüğü de, ama büyüğü yokken küçüğü de dert sayar insan, hepimiz yapıyoruz, inciğe boncuğa can sıkıp belki de bir ölüm haberi ile kendimize geliriz kimi zaman işte hayat bu diyerek..
son günlerde işsel durumlarda biraz can sıkıntımız var, herişte bir hayır vardır deyip ileriye bakıyoruz bakmasına da 1,5 yaşında bir kuzunun anne babası olunca kendini bir tarafa bırak ona vereceğin geleceğe dair endişeler bir de kuzuyu 40civarında doğurmuş olmanın hafiften ağırlığı ile kafada kırk tilki, kırkının kuyruğu birbirine değmez gecelere gebe ediyor insanı..
şu aralar hayatı düşünüyorum çokca, kimler geldi kimler geçti, ne para ne pul, dostluk biriktirmek ne kadar önemli.. birsürü sahte dostluk var etrafımda, etrafımızda, dostluk saydığımız, güvendiğimiz ama yarı yolda kaldığımız, ama kazık yediğimiz, ama kiminde de yıllar sonra bir telefon ile koşulsuz yanımızda bulduğumuz, şimdi olduğu gibi..
dostlar var, dost sanılanlar var.. hayat çok bonkör aslında dostu da olmayanı da örneklerle anlatıyor, yaz tecrübe hanene bir daha gördüğünde tanı diyor, ama bazısı tanıyamıyor, tecrübelerinden ders almıyor, bizim ki de böyle biraz..
artık tahammül etmiyorum, biliyorsam dost olmadığını ve olamayacağını, gülüyorum yüzüne ama güvenmiyorum, kendimi zorlamıyorum devam ettirmeye birşeyleri, iyi olmaya çalışmıyorum, çünkü yaşadığım örneklerden öğrendimki değmiyor, değmeyecek. yaş 42 artık biraz politika öğrendim diye düşünüyorum..işte şimdi bunu kocama anlatmaya çalışıyorum, bu kadar kazıkdan sonra anla bak hayat sana nasıl da anlatıyor, yaz tecrübe hanene tanı birdahasına diye.. ben hep dedim sana dememeye çalışarak..
ama hayat bu işte, herkes kendininkini yaşıyor, kocan da olsa kendi bulduğu doğrular hayatına yön veriyor, kocan da olsa, bir hayatı paylaşsanda..
bak diyorum dost saydıklarınla geldiğimiz noktaya, bak bu kadar yıla, çarp, böl,hesapla, yok para değil sadece zamanı hesapla, paylaşılan zorlukları, harcanan emekleri, akıtılan imkanları hesapla, sadece ders al, kimseye gereğinden fazla değer verme, katlanma.. gerekirse cesur ol ve hareket et..
düşünüyorum da kızıma neler anlatmaya çalışacağım acaba, inşallah herşey beklediğimiz rutinde gider ise, günü geldiğinde.. bilsem de o kendi doğrularını bulacak, bilsem de işte hayat bu ve işte bu onun hayatı.. ben ne dersem diyeyim o kendi bildiğini yapacak..
17 Ocak 2011 Pazartesi
el becerilerimizi geliştiriyoruz...
çokdur yazacağım, resimlerini koyacağım, bir türlü yazamadım, hep birşeyler geçti öne.. geçen yılbaşı keyifle süslemiştik ağacımızı, ama ya bu sene.. Mira'nın boyu kadar en basitinden bir ağaç ve iki paket süs ile sadece anneyi eğlendirdik.. büyük ağacı açamadık zira ıvırı, zıvırı, karı, süsü hiç Mira'cığıma göre değildi, biz de küçüğü süsledik şöyleki çarpınca düşüyor, hooop kaldırılıyor, çok çok bir kaç süs tekrar takılıyor, sen sağ ben selamet feci kolay bir çalışma, ama bu anneye yetmedi, başladı kurcalamaya zihnini, ne yapsam ne yapsam şeklinde.. Banu yapmış Mira'ya yeniyıl için bir lapbook, işte şurda.. geçen sene, onun lapbookundaki çam ağacını aldım, A3 boyutunda büyütüp PVC kaplattım, sonra birkaç paket renkli çıkartma aldım ağacı süslemek için, ama ben ağacı lapbooka koymadım, cama yapıştırdım, Mira'nın boyuna uygun yerine, eline de çıkartmaları verdim, önce çıkartmaları kağıttan ayırmakda zorlandı, ama kağıtlar yavaş yavaş boşaldıkça çekip kaldırmak için alanı genişledi ve kimseye ihtiyacı kalmadı, güzelcene süsledi ağacını, büyük bir ciddiyet ile, " biddiğğ" diyene kadar devam etti, hiç karışmadım, o bitti deyince ağacın etrafını kar ile süsledim.. süper oldu, biz ağacımızı yılbaşından bir gece önce süsledik, yılbaşı gecesi misafirlerimiz bayıldılar Mira'nın ağacına..
15 Ocak 2011 Cumartesi
Music Together'da ilk günümüz..
Sevgili Yapıncak'ı önce Tracy kitaplarının çevirileri ile tanıdım, sonra da Ada Kızım Bloğunu keşfettim, geçen cuma da Music Together'i.. baktım kış dönemi kayıtları başlıyor, çok da doğru bir zamana geldi, Kemerburgaz Gymboreedeki müzik dersimiz bitmişti, önümüz kar kış deyip üyeliğimizi burnumuzun dibine taşınan Ulus Gymboreede yenilemeye karar verdik hem haftaiçi de gidebilsin diye.. gerçi ismi lazım değil sorumsuz yalancı bakıcımız nedeniyle kendisine kapıyı göstermeden önce duyduklarımızdan dolayı bakıcı ile yalnız oyuna yollamaya son vermiş olsak da teyzemiz, anneannemiz sağolsun, onlar ile ara sıra gider haftasonları ne yapsak derken Yapıncak'ın bloğunda yeni dönem başlıyoru okuyunca hemen bu hafta için bir katılım onayı yollamıştım.. işte böyle, dün Yapıncak ile konuşup adresi, düzeni öğrendik bugün de sabahtan yola düştük.. Leventten Caddebostan'a biraz pratiklikten uzak ama program bana çok sıcak geldi. Ebeveynler ile beraber, maksimum kendi kendine minimum çalınan müziğe eşlik ederek aynı şarkıların hem türkçe hem ingilizce söylendiği müzikal gelişimi bir yana bırakırsak eğlencenin yoğun olduğu bir program.. evinize verilen cd de olan şarkılar söyleniyor her dönemde, eve 2 cd verildiğinden birini de arabada dinletebilirsiniz kuzuya, onların hafıza güçleri ile bu çocuk oyuncağı..zorlamalar yok, çocuğun isteyip benimsemesi önemli, istemezse hiç katılmayabilir.. Mira her değişik faaliyete başlarken yaptığı gibi uzun uzun izledi, bizim yanımızda değil canı nerede isterse orada durdu, ayakta olunan anlara gayet iyi eşlik etti, alkışladı, biz büyükler kahkahalar ile gülüp dolaşırken bize kocaman açılmış gözleri ile bakarak şaşırdı, eğlencenin bir bölümünde hepberaber yere yatıp uyurken benden çok uzak babası ve ben odanın bir ucunda kendisi bir ucunda iken Yapıncak ile yanyana uzanıp dinlendi ve yüzdeyüz uyum gösterdi gruba, bir ara Ömer Kaan ile bir köşede oynadığı yakalamacayı saymazsak gayet uyumlu idi, bu tarz katılımlarda en çok hoşuma giden Mira'nın anne baba dizi dibinde olmaktansa diğer kişilerin arasına karışıp kendine güvenle sosyalleşmesi ki yine aynısı oldu, ben de zevkle izledim:)) bu arada akşam evde başka bir cd de sleepppppp... kısmını duyunca parkenin üzerine uzanıp uyuma taklidi yapması çok hoşumuza gitti.. kabul buna Gymboree den de çok alışkın ama hiç çalınıp uyunan bir şarkı değildi dinlediğimiz o sadece sleep kısmını yakalamıştı.. vallahi şaşırdım..
10 Ocak 2011 Pazartesi
bakıcı kabusu..
yine bakıcı krizi, bu akşam mevcudun işine son vermek zorunda kaldık, ne yalanlar dinlemişiz meğer, hakkımızda neler konuşmuş anlatmış.. kendime kızıyorum ben nasıl insanları bu kadar eksik tanıyabiliyorum diye.. nasıl inanmış güvenmişim nasıl içimize almışız, kırılmasın bozulmasın diye ne çok susmuşum, çok yazık hiç değmezmiş.. çocuğumun sosyalleşme seanslarını kendi sosyalleşmesine adamış, bu arada kuzuyu salmış oynasın, başka anneler bakarmış benim kuzuya bizimki sosyalleşirken, insanın inanası gelmiyor, hele yalanlara hele yalanlara.. bir dürüst örneğe rastlasam bir doğru kişi bulsam ah bir bulsam.. dün pratik annenin yazısını okumuştum,işte şu, piyango kazanmak ile eş değer tutmuş iyi bir bakıcıya rastlamayı, ne kadar doğru.. basit hesapların hepsini yapıyorum. çalışmalımıyım? evet pratik anne hesaplamış maaş - bakıcı parası = x , işte bu x çocuğundan ayrı kalmaya değiyor ise çalış ve bakıcı yardımı al. ama bu bakıcıyı da verdiğin maaş ile memnun et, beş kuruş üstünü verene gitmeyecek etiklikte bakıcı bulman şartı ile anlamlı bu tabi.. ayrıca senin en değerli varlığını yetiştirmek gibi bir görevi üstlenen kişi için aslında bunun ne kadar zor bazen annesi olarak senin bile sıkılabildiğin detaylarda gizli bir faaliyet olduğunu kabullen ve o şekilde yaklaş.. pratik anne böyle yazmış çok doğru altına imzamı atarım ama sen bunları biliyorken senin iyi niyetine aynı iyi niyette yaklaşan birine rastla, yalancı, nankör falan olmasın, hem de çok dürüst, açık yürekli, samimi olsun.. ne diyeyim gerçekten piyango.. hem de büyük piyango.. hayatım boyunca bir sakız kazanmışlığım yok öyle söyleyeyim siz varın düşünün bu hikayenin sonunu..
1 Ocak 2011 Cumartesi
yeni yılın ilk günü..

1 ocakları oldum olası severim. Ve itiraf ediyorumki son yıllarda daha da çok sevmeye başladım, severim çünkü boşdur 1 ocaklar, severim çünkü hiçbirşeye yetişme telaşı yoktur, telaşı bırak ses seda hatta çevrede insan yoktur,boş boş yatılabilir, yataktan kalkıp salona salondan kalkıp yatağa, televizyonun karşından bilgisayara bilgisayardan gazete kitaba, tabi bu yıl farklı oldu, Mira ile beraber uyanmak her tatil gününden farklı olarak hiçbir program olmaması, leylanın izne gidip bizi çekirdek aile olarak yalnız bırakması, son zamanlarda çok az oluyor ve çok özlemişiz, Mira ile oynanan oyunlar, ye iç yan yat.. bir de meleğim burnu banyo musluğu gibi akarak uyanmayaydı gün çok daha keyifli geçebilirdi, neticede kızımla 3 de kucak kucağa uyuyup 6 da uyanıp hiçççç dışarı çıkmayarak gevredik de gevredik.. süperdi.. 2011 dilerim ilk günün gibi huzur ile gelip geçerken bize de istediklerimizi verirsin.. ve herkese de...
25 Aralık 2010 Cumartesi
bir partiden diğerine koşarken..
Bu sene büyük ve karlı ağacı çıkartmaya yeltenmedik bile, önce bu sene hiç süs yapmayacağım dedim, dedim de etrafta ağaçları gördükçe duramadım.. dün Mira'nın boyu kadar bir çamı 4 liraya, üzerine yutulamayacak büyüklükte topları da 5 liraya alıp bir torba mal ile geldim eve, babasıyla ağacın başına geçtiler,
baba asar Mira çıkarır, baba tekrar takar Mira tekrar çıkarır, arada diğer yılbaşı levazımatları ile maymunluk yapar modunda bir akşam geçirdik bugünkü partiye hazırlık yaptık..
son günlerde bol bol yılbaşı partisi daveti aldı Mira'cığım.. Yazmıştım sanırım Mira artık hafta içi pazartesi ve cuma günleri sabah 09.00-11.00 arası British School da Little Pinecones oyun grubuna katılıyor,
ışıltılı boyaları avuçlamaya koşuyor, Mira'ya hiç uymaz zira ellerinde yapışıklık, ıslaklık vs..hiçbirşeye tahammülü yok bizim cadının..
işte böyle bildiğiniz okullu olduk anlayacağınız.. ve hatta pazartesi stresi de mevcut, ilk başlamayı planladığımız pazartesi maaile uyuyakalarak dersi kaçırmayı dahi becerdik, son on senedir uyuyakalmışlığım yoktur muhtemelen..Mira' cık bir dersi de bu yolla kaçırınca okula başlamamız ile tatile başlamamız bir oldu, ikinci gün tatil öncesi son dersti ve dersin konusu yılbaşı partisi idi..
..ancak Mira'nın uyuması için beraber yatılınca daha yastığa beş santim var iken uyuyakalınacağı ve onikide uyanılacağı, glazürün istendiği gibi olmayacağı, ve Mira'nın tam üç kere feryat figan uyanacağı ve memmmmiiiiisiz uyumayacağıhiç hesapta yoktu.. netice mi herşey süperdi, yiyecekler, çocuklar, anneler ve tabiki bizim kuzu..oynadılar, diğerleri yedi içti, Mira seyretti, şarkılar söylediler.." the wheels on the bus go round and round.."
Noel baba geldi, çoğu çocuk ağlayıp kaçtı bizimki ilk önce koştu kucağa oturdu, hayretler içinde seyretti ve hediyeyi kaptı..
Bugün ise Gymboreenin partisi vardı, Mira 10 aylık olduğundan beri gidiyoruz, yazmıştım önceden, önce oyun ile başladık, ekimde müziğe başladık Kemerburgaz şubede, şu anda Ulus da oyuna, Kemerburgaz da müziğe devam ediyoruz, neden iki okul, çünkü Ulus şube neredeyse yürüme mesafesinde ve haftaiçi ablası ile gidebiliyor, Kemerburgaz ise elektriği çok güzel bir merkez, allah için Ulus da aynı havayı bulamadık ilk önce orada hatta 4. Leventten taşınmadan önce başlamış olduğumuz halde.. Kemerburgaz da Sevgi ablamız var, işte şöyle bir sevgi yumağı vaziyetindeler Mira ile..
önce resim sınıfı, bir taç yaptı Mira kardan adamlı, simli..
sonra da kurabiyeler boyanmalıydı ama Mira bu arada odadaki Gymboyu farkedince boyamak, iplerini takıp kurabiyeleri kurumaya bırakmak anneye düştü..
sonra oyunlar, müzik, noel baba, yine hediye, balonlar, yiyecekler tabi yiyenlere Mira'ya değil, sonunda oyun odasından en son Mira çıktı hem de hiç istemeyerek.. işte şöyle birkaç kare..
21 Aralık 2010 Salı
iyi mi yoksa kötümü yaptık bilmem..
Mira'nın mobilitesinin artması ile beraber, yani sanırım geçtiğimiz Haziran filandı, evin içide onu korumak için önlemler almamız gerektiğine karar verdik, en başta meraklı bir çocuk Mira, çok muhtemel her çocuk gibi.. fişler, çekmeceler, dolaplar ilgisinden ve merakından nasibini alıyor. Bir de o el çabukluğu ile birleşince bazen sen daha boş boş bakarken o hedefe ulaşmış oluyor.. Mira geç yürüdü, neye göre diyeceksiniz ne biliyim takip ettiğim bloglar, okuduklarım vs.. temkinli olmasının bence bunda payı çok, çok düşüp kalkmadan da yürüdü gitti kuzucuk.. ama emeklediği ilk günden itibaren bir yerden bir yere ulaşabilmenin sevinci ve heyecanı ile turladı durdu evin içinde, daha da çok salonda.. orta sehpanın çekmecelerinin çekilmesine gücü yetmezken iyiydi, çoğu gün salondan antreye çıkılan iki küçük basamağa geldi durdu.. orada kaldı, gözümüz üzerinde falan deyip idare ettik, ta ki o basamakları tırmanmaya çalıştığı ya da çekmeceleri çekip o lokum parmaklara tehlikeler yaşatmaya başlaması ile ne yapsak diye başladık düşünmeye.. önce birkaç arkadaşa sorduk, farklı tecrübeler dinledik.. Ikea'nın ürünlerini filan gözden geçirdik ama baktık hiç tecrübemiz olmayan bu konuda tamamdır deyip içimiz rahat işe gitmek üzere eşikten geçemeyeceğiz, bir arkadaşımın önerdiği Kids safe-t firmasından randevu aldım, hatta firmanın adı daha sonra Park Zone olarak değişti, şirket öncelikle bir ekspertiz yapıyor bunun için o tarihte 75 TL alıyorlardı, evinizi incelikle dolaşıp çözüm bulacakları, bulamayacakları tüm tehlikeleri ve önerilerini aktarıyorlar, sonrasında kendi çözüm yöntemleri ile size bir teklif hazırlıyorlar, bu teklif malzeme, montaj herşey dahil, siz sizin için neler önemli ise bütçenizi de kollayarak bir onay verebilirsiniz, herşeyi isteyebilirsiniz, hiçbirşey istemeyebilirsiniz, kendi çözümünüzü bulabilirsiniz, Ikea'dan alırım, kendim de takarım, bütçemi de kollarım modeli, ya da du bakalım başladık şu işe tam olsun modeli, ya da bu olsun bu olmasın modeli.. biz üçüncü modeli seçtik bazı teklifleri kabul etmedik, Pekcan bey evi dolaşırken çalışmayı mekan mekan toparladık, örneğin salonda DVD ve Digitürk için koruyucu önerdi, biz bunu eledik ne gerek var yok artık diyerek, sonra günün birinde dizilerin en heyecanlı yerinde kırmızı çerçevede " kartı takın lütfen " mesajını göre göre yok olmayacak deyip ek sipariş verdik, tabi her olmasın da bu neticeye varmadık, hatta kimi önerileri halen yapmadık da örneğin perde, stor indirme kaldırma zamazingosu adı nedir bilmem son yıllarda çocuk ölümlerine neden oluyormuş Amerikada, Pekcan bey bu uzun parçaları duvarda yüksekte tutturmamızı önerdi, yapmadık çünkü köy odası vari bir görüntü yarattı bu teklif, ya da sandalyelerin ayaklarına yeri tutan parçalar yapıştırın dedi biz yapmadık ama bunlar biraz da ufak tefek kaldı.
Biz salonumuzdaki kot farkı için bulunan iki basamağı kapatan ve Miranın o basamaklardan kafa üstü düşmesini engelleyen bir koruma kapısı yaptırdık, işte şöyle;

tüm sehba yan keskin birleşme hatları yumuşak plastik bir çeşit bant ile kaplandı, ağzı, burnu, başı vurursa hafif atlatılsın diye,
aynı malzemeyi salonun bir yüzünde tavandan yere cam olan duvar kenarı yükseklik için de önerdi Pekcan bey ama biz onu da biraz fuzuli bulduk.Tüm sehba çekmecelerine kilitli bantlar, tüm büfe kapaklarına içten kilitler takıldı. DVD ve Digitürk koruyucu yukarıda anlattığım gibi sonradan takıldı.
Evin tüm pencerelerine, yana doğru açılan mutfak penceresi hariç, kilitler takıldı, Sündüz her temizlikde " bunlağ çok serd benüm gittüğüm evde hepiciğini ben açıveryom " diye söylenedursun ben çok mutluyum, hele arkadaşlarımın çocuklarının iphone, çelik tencere falan attıklarını düşündükçe camdan dışarı, en başta küçük kuzuyu, sonra dışarıdaki canlıları koruyor olmak rahatlatıcı..

Benim en çok korktuğum salondaki tavandan tabana camın alt bölümünü Pekcan bey hiç tehlikeli görmedi, çift cam olduğu için çok kafaya takıyorsam koruyucu film takarız ama bence ona da hiç gerek yok deyince ben de üstelemedim, neticede uzman olan ben değilim..
gelelim mutfağa.. o zamanlar Mira'nın mutfak ile hiç alakası yoktu ama biz önlemleri aldık tabiki, mutfak kapısına koruma kapısı öncelikli tercihimiz oldu, zira mutfakta bazı dolaplar sistemleri itibariyle koruma mekanizması takılmasına uygun değildi, ocak bariyeri, takılabilen dolaplara koruma mandalları takıldı, ancak girişi engelleyen kapı zaten ilk adımda koruyucu oluyor.
Kabul minik kuzunun istediği gibi evi turlayamaması kötü ama ben evde olduğum zamanlar tüm kapıları açıyorum dilediği gibi dolaşıp hevesini alsın diye, çünkü gelip parmaklıklara dayanmasını seyretmek hiç hoşuma gitmiyor, bu yazının başlığı da bu ruh hali ile yazıldı, cimcime bir de mahzun bir bakış takınıyorki, insanın içi acıyor.. ama herşey lokumu korumak için.
Antredeki dolap deprem güvenliği olarak duvara çivilendi, Mira'nın dolabını zaten daha önce çiviletmiştik, Mira'nın ulaşabileceği tüm fişlere koruma takıldı, ayrıca kapıların hem kapanmasını, hem de kapanırken arka tarafında parmak sıkışmasını engellemek için kapı aralarına takılan parçalardan aldık, evdeki iç kapı sayısı kadar..

Banyoda klozet kilidi ve dolaplara kilitler takıldı, yatak odamızda yatağın yan keskin kenarına yine yumuşak bantlar yapıştırıldı.
Mira altı aylık olduğundan beri bizimle beraber yatıyor, yatakta yalnızken onu korumaya almak zor oluyordu, onun için de bir yatak bariyeri aldık, sökülüp takılabiliyor, bütün yaz da evimizin dışında kaldığımız heryere onu taşıdık parçalayarak, acaip kullanışlı bir parça, kolaylıkla monte ediliyor ve yatak ile somya, baza vs..arasına yerleştiriliyor, işte şöyle birşey..

neticede önce Allaha sonra bize emanet kuzucuk, buna inanmak gerek ama tedbiri de elden bırakmamak gerek..
söz kuzucuğum sen kendini korumayı öğrendiğinde biz önünden tüm engelleri kaldıracağız, bir de şimdiden haşat olan orta sehpayı ve tüm üzerine bant yapışmış mobilyaları cilaya yollayacağız..
Biz salonumuzdaki kot farkı için bulunan iki basamağı kapatan ve Miranın o basamaklardan kafa üstü düşmesini engelleyen bir koruma kapısı yaptırdık, işte şöyle;
tüm sehba yan keskin birleşme hatları yumuşak plastik bir çeşit bant ile kaplandı, ağzı, burnu, başı vurursa hafif atlatılsın diye,
Evin tüm pencerelerine, yana doğru açılan mutfak penceresi hariç, kilitler takıldı, Sündüz her temizlikde " bunlağ çok serd benüm gittüğüm evde hepiciğini ben açıveryom " diye söylenedursun ben çok mutluyum, hele arkadaşlarımın çocuklarının iphone, çelik tencere falan attıklarını düşündükçe camdan dışarı, en başta küçük kuzuyu, sonra dışarıdaki canlıları koruyor olmak rahatlatıcı..
Benim en çok korktuğum salondaki tavandan tabana camın alt bölümünü Pekcan bey hiç tehlikeli görmedi, çift cam olduğu için çok kafaya takıyorsam koruyucu film takarız ama bence ona da hiç gerek yok deyince ben de üstelemedim, neticede uzman olan ben değilim..
gelelim mutfağa.. o zamanlar Mira'nın mutfak ile hiç alakası yoktu ama biz önlemleri aldık tabiki, mutfak kapısına koruma kapısı öncelikli tercihimiz oldu, zira mutfakta bazı dolaplar sistemleri itibariyle koruma mekanizması takılmasına uygun değildi, ocak bariyeri, takılabilen dolaplara koruma mandalları takıldı, ancak girişi engelleyen kapı zaten ilk adımda koruyucu oluyor.
Kabul minik kuzunun istediği gibi evi turlayamaması kötü ama ben evde olduğum zamanlar tüm kapıları açıyorum dilediği gibi dolaşıp hevesini alsın diye, çünkü gelip parmaklıklara dayanmasını seyretmek hiç hoşuma gitmiyor, bu yazının başlığı da bu ruh hali ile yazıldı, cimcime bir de mahzun bir bakış takınıyorki, insanın içi acıyor.. ama herşey lokumu korumak için.
Antredeki dolap deprem güvenliği olarak duvara çivilendi, Mira'nın dolabını zaten daha önce çiviletmiştik, Mira'nın ulaşabileceği tüm fişlere koruma takıldı, ayrıca kapıların hem kapanmasını, hem de kapanırken arka tarafında parmak sıkışmasını engellemek için kapı aralarına takılan parçalardan aldık, evdeki iç kapı sayısı kadar..
Banyoda klozet kilidi ve dolaplara kilitler takıldı, yatak odamızda yatağın yan keskin kenarına yine yumuşak bantlar yapıştırıldı.
Mira altı aylık olduğundan beri bizimle beraber yatıyor, yatakta yalnızken onu korumaya almak zor oluyordu, onun için de bir yatak bariyeri aldık, sökülüp takılabiliyor, bütün yaz da evimizin dışında kaldığımız heryere onu taşıdık parçalayarak, acaip kullanışlı bir parça, kolaylıkla monte ediliyor ve yatak ile somya, baza vs..arasına yerleştiriliyor, işte şöyle birşey..
neticede önce Allaha sonra bize emanet kuzucuk, buna inanmak gerek ama tedbiri de elden bırakmamak gerek..
söz kuzucuğum sen kendini korumayı öğrendiğinde biz önünden tüm engelleri kaldıracağız, bir de şimdiden haşat olan orta sehpayı ve tüm üzerine bant yapışmış mobilyaları cilaya yollayacağız..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


