18 Aralık 2009 Cuma

hangisi doğru?

işte geldi o gün.. oooo daha çok var dediğim, yaz bitecek, sonbahar da bitecek, hatta kış başlayıp birkaç da hafta geçecek dediğim, önümdeki günlerin sayısını birçırpıda sayamayıp ağustos 31, eylül 30... şeklinde toplamalar yaptığım, sonu gelmez sandığım hamilelik iznimin sonuna geldim işte:((
14 mayısdan bu yana işe gitmiyorum, evet ekimden bu yana evden mailleri, konuları takip ediyorum ama kimi gün kahvaltı sonrası keyif çayımı yudumlarken, kimi gün gecenin 12sinde facebookdan bloga dönmeden iki arada bir derede veya arabada trafikde blackberryden.. neticede hep meleğim ile beraberken..
bu keyifli dönem 21 aralık pazartesi sona eriyor..
sayılı gün çabuk geçermiş, bu atalarımız ne çok biliyorlarmış, herşeyi bu kadar doğru ifade etmek şartmıymış?

ama şunu itiraf etmem lazım, mira doğduktan sonra ilk üç ay düşündüğümde onu bırakıp işe gitmek bir işkence gibi geliyordu, gece kabus olarak rüyalarıma giriyordu, belki lohusalıktan belki miram çok küçük olduğundan, belki miramın sevincine karışan canım babamın gidişinin üzüntüsünden, ama sonraki üç ay sanki beni bu ayrılışa yavaş yavaş hazırladı,
miram biraz büyüdü, üçüncü bakıcımız ile asgari üzeri bir uyum yakaladık ki, bakıcısı olanlar bunun ne zor birşey olduğunu çok iyi bilirler.. ben kısa etaplar dışarıya çıkmaya başladım, mira şehnazı, şehnaz mirayı sevdi..

ama kafamdaki muhasebe hiç bitmedi, halen de devam ediyor;

bir çocuğu onunla full time beraber olarak mı daha mutlu edersiniz, yoksa çalışıp daha az zaman ama daha çok maddi imkan yaratarak mı?

işin uzmanları kimi 3 yaşa kadar fulltime beraberlik çocuğun güven duygusu için çok önemli derken kimi de anne çalışmalı diyor..
bu sorunun cevabını pek çok anne farklı cevaplıyor, herkesin kendi doğrusu var mutlaka, bu herkesin diline sakız yaptığı kaliteli zaman tabiri bana biraz süsleme biraz şişirme, bolcana da kendini kandırmak gibi geliyor..
bebeğimle tüm günü hayatın evdeki akışı müsaade ettiği kadar beraber geçirmek yerine akşam 7 de eve gelip kalan zamanın tamamında beraber geçirmek arasında fark yok mu sizce? bence çok fark var..
ama bir taraftan da görüyoruz ki öyle bir düzen içinde yaşıyoruz ki, maddi olanakların etkisini kimse reddedemez.. bir çocuğa verilebilecek, o çocuğun etrafındaki diğer çocuklardan görüp isteyeceği birçok şey maddiyata dayanıyor..

ben uzun ve gerçekten ciddi, son derece radikal kararlara gebe bir dönem sonunda ikinci şıkkı seçtim.. pazartesi işe başlıyorum..



şimdi yazacaklarım kızıma;

canım miram.. bu satırları okuyup anladığında bana hak vermeni diliyorum,
seni evde bırakıp gitmenin bana ne kadar zor geldiğini sana şu gün anlatamayacağım ama sen beni günün birinde anlayacaksın.. biliyorumki arkamdan ağladığın günler olacak, bilki kapıdan çıkarken ben senden daha çok ağlayacağım sana belli etmeden,suçluluk içinde, biliyorumki telefondan ağlama sesini duyup senin yanında olmadığım için içim cız edecek, sen meme emmek isterken sana biberon sunulacak, sen annenin omzunu isterken uyumak için yatağına yatırılacaksın, ben şimdi hergün altı sıfır sıfırda çıkacağım desem de mesai yapacağım günler geceler olacak, öğlenleri seni emdirmeye geleceğimi söylesem de işten ayrılamayacağım çooook gün olacak, hiç istemesem de seyahatlerim olacak..
ama şunu bilki bunu yaşamak benim için de çok zor, alışmak çok zor..
senin çalışan bir annen olacak, ayakları üzerinde duran, sana bu yönde doğrular öğretecek, yıllarca okumuş, belirli bir kariyere sahip,
bilki annen iş dışındaki zamanının tamamı diyemeyeceğim, benim gerçekçiliğime uymaz, çoğunu diyelim, seninle geçirecek.. buna da kaliteli zaman demeyecek ama şartlara göre tüm zamanını diyecek..
canım meleğim benim, seni çok seviyorum..

17 Aralık 2009 Perşembe

ameliyat önlüğü ile barbour ilişkisi üzerine..

dün ablam aradı, iki gözü iki çeşme..
mamografi çektirmiş, sonucunu almış, mr çekilmesi isteniyormuş..
dur şimdi,niçin ağlıyorsun, hemen kararma filan dedim ama içimi bir sıkıntı kapladı..
geçen sene aylarca bu konuyu konuşmuş ve düşünmüştük, sırf bunu yaşamamak için geçirdiği ameliyatın boyutunun genişlemesine karar vermemişmiydik??
onu sakinleştirmeye çalıştım, biraz moral vermeye çalıştım, bizim grup şurubun şen ve de şakrak üyesi, arkadaşı aysun ablayı arayıp biraz terapi talep ettim ama içim içimi yedi..
uzun takip sonucu mr ın bugün çekilmesi ayarlandı,
bugün günümüz altıya on kala başladı, minik melek çok uyumluydu, saat yedibuçuk itibariyle pılımızı pırtımızı toplayıp yola düştük.. ki bu pılı ve de pırtı iki anakucağı, bir oyuncak köpek, bol bez, bol tulum,polar ve penye olmak üzere muhtelif battaniyeler, sebze püresi, organik elma, cam rende, biberonda süt, donmuş süt veeeeeeee vs vs vs dolu çantamızdan oluşmaktaydı ve iki haftalık bir yolculuğa çıkıyor görüntüsünde idik..
miracım şehnaz ablası ile ablamın evinde kaldı,
biz hastanenin yolunu tuttuk, randevu dokuzbuçukdaydı, biz sekizbuçukda oradaydık..
neden üstüne basıyorum, zira saat onbirbuçukda randevu saatine gecikdiğimiz gerekçesi ile mr çekilemeyeceği söylendi bize, aslında biz saat sekizbuçuk itibariyle ameliyat önlüğü ile mr saatini beklemekteydik bize gösterilen bir başka köşede..
ismi lazım değil .... hastanesi aslında iyi niyetli bi dünya insanın birarada olduğu ama tam ilk yardım yapmaya çalışan türk insanı modeli kurtarmaya çalışırken öldüren model bir yapıda..
amaaaaaaa bilmedilerki benim ablam ne susar, ne kanar..
gerekirse o hastaneyi başlarına yıkar, gerekirse ameliyat önlüğü üzerine barbour giyip naralar atar ve dahi beyaz havlu terlik içinde siyah soketler ile parlak zeminde kayar..
neticede saat birde tetkike alındı, sonuç SÜPERRR..
tetkik dönemsel devam edecek ama korkulacak birşey yok...ohhhh rahat bir nefes aldık..
bu arada miracım elma suyunu içerek, sebze püresini yiyerek, bol oynayıp, az da olsa uyuyarak veeeeeeeeeeee üç kez kaka yaparak çok uslu oldu ve teyzesini ne çok sevdiğini gösterdi..
şimdi teyzemiz gönül rahatlığı ile yarın londra ya uçabilir..
acaba miraya ne getirecek??? tamam gelince yazarım söz...

15 Aralık 2009 Salı

teyzesi mira'ya almış..

Tchibo'yu takip ediyormusunuz? dönem dönem değişen temalarını izliyor musunuz?
ben mümkün olduğunca etmeye çalışıyorum..
çok hoş ürünlere rastlanabiliyor..kimi zaman hiç aklınıza gelmeyen birşey yakalayabiliyorsunuz.. üstelik fiyatları da genelde çok uygun..

geçenlerde mira ile teyzesine gitmiştik, evde ve yolda gayet keyifli olan miniğim ablama ulaştıktan kısa bir süre sonra bir ağlama, bir huysuzlanma vaziyetine girdiki sormayın.. mızıma huysuzlanma ötesi bir hal aldığında biz de karaları bağladık, nesi varki yavrucağın.. bacaklarını çeke çeke ağlamasından gazı olduğunu anlayacak kadar tecrübem var allahıma şükür..masaj falan derken teyzemiz koşa koşa banyoya gidip kırmızı şeffaf bir ufak yastık ile döndü.. ilk önce bu yastık beni çocukluk günlerime götürdü, hasan eniştem, allah rahmet eylesin,parfümeri dükkanı varken bize böyle ufak yastık halinde şampuan getirirdi, çok severdim o turuncu, sarı şeffaf yastık şampuanları.. ancak ablamın getirdiği tabiki şampuan değil bir el ısıtıcı idi.
bu şeffaf yastığın bir köşesinde bulunan ince yaprak platin parça kıvrılarak içindeki maddenin kimyasal bir etkileşime girmesi ve bu yolla yastığın ısınması sağlanıyordu..ısınmış yastık zaman içinde kaskatı oluyor daha sonra sıcak su içinde kaynayarak eski haline geri dönüyor ve platinin kıvrılacağı bir başka ihtiyaç anını bekliyordu..
minik yastığı hemen ısıtıp bebeğimin karnına koyduk, bir yandan masaj bir yandan sıcak bizimkinin ağrısı geçti gitti..
teyzemiz bunu müge ve mine nin üşüyen ellerini ısıtmaları için almış ancak baktıki bu yastıklar mira hanımın da işine yaradı bize de almış, getirdi.. teşekkür ediyoruz ona..
dışarıda, soğukta, parkta, bahçede kıvır platini koy arabanın içine, koy miniğin ayaklarının altına ısınsın.. dışarıdaki pratiklik ile termofor olayına fark atıyor.. bence bebeği olanlar birer tane edinmeli.. 10 TL civarında fiyatı..

12 Aralık 2009 Cumartesi

Ağacımızı süsledik..

<<



İstanbul Erkek Lisesinde okuyup Emirgan da oturduğumuz yıllardan aklımda kalan bir eğlencem var, hala çok net hatırlarım..
İstanbul Erkek - Emirgan ikilisi olduğuna göre ya hazırlık, ya orta birinci sınıftayım, yani 11, bilemedin 12 yaşımdayım.. sabah karanlıkta evden çıkıyoruz, canım babam, ablam ve ben.. ablam babamın yanına oturuyor,ben arkaya.. a bak şimdi ablam var ya, demekki sene 1980 veya sonrası yani hazırlıkda değilim, işte neyse enfazla 12 - 12,5 yaşımdayım..neredeyse 30 sene önce.. ama biraz sonra anlatacağım şeyin biraz da ayıp olduğunu bilecek yaştayım.. babam Kapalıçarşıdaki dükkanına giderken beni Cağaloğlu, İran Konsolosluğunun yanında bırakıyor, oradan yürüyorum okula,ablamı da Beyazıt'ta bırakıyor o da İktisat Fakültesinde okuyor, ben inerken ablam hep uyuyor, sadece babamı öpüyorum hoşcakal derken.. ben ablamdan farklı değilim aslında, Babıali nin başında açmışımdır çok çok gözümü.. evden çıkarken de annemi öperken allah rahatlık versin diyecek kadar uykuluyum çünkü..
işte bu uykulu çocuğun uykusunu açan birşey vardı, yılbaşı zamanı süslenen ve camlarda ışıl ışıl yanan çamlar.. Emirgan, Rumelihisar, Bebek, Arnavutköy, Kuruçeşme hattında o kadar çok evde çam süslenirdi ki, aslında bu semtlerde çok yabancı yaşardı, benim Alman öğretmenlerimin çoğu buralarda otururdu ve beş kişi toplanır hergün tek kişinin arabası ile gelirdi okula.. Alman usulu lafı almanların bu cimriliklerinden denmiş çok da doğru.. eşek yükü para alıp güzelim evlerde yaşarlardı memleketlerini bırakıp o zamanın Türkiye' sinde yaşadıkları için.. neyse konumuzun almanların cimriliği ile hiç alakası yok aslında, benim lafı uzatmam dışında..
neyse ben yılbaşı zamanı öyle çok severdimki neredeyse karanlıkda alınan yolda camlarda ışıldayan çamları seyretmeyi..evlerin içine bakıp acaba kimler yaşıyor bu evlerde diye izlemeyi..oldum olası çok severim evlerin içini seyretmeyi tamam ayıp bu ama severim ne yapayım.. mesela "Arka Pencere" en sevdiğim filmlerdendir..
bizim evimizde yılbaşı ağacı süslenmezdi, hatta yılbaşı da kutlanmazdı.. aslında o zamanlar şimdiki gibi yılbaşı kutlama çılgınlığı yoktu..
şimdilerde kutlama çılgınlığına bunun yarattığı tüketim çılgınlığına karşı olmakla beraber, mesela hediye almazken, mesela yılbaşı gecesi dışarıda eğlenmeyi kesinlikle sevmezken birtek ağaç süslemeye dayanamıyorum o çocuk günlerden gelen sempatim ile..
bayılıyorum karanlıkta heyecanlı heyecanlı yanıp sönen ışıklara..


kendi evim olduğu yıldan beri de yeğenlerim Müge ve Mine'nin de katılımı ile yılbaşı çamı süslüyoruz, geçen senelerde yılbaşı ağacımızı süslemek bir haftasonu programı idi bizim için, Müge ve Mine cumadan gelirler, o akşam dışarıda yemek yenir, akşam çam süslenir, ardından DVD seyredilir, yani genellikle Müge seyreder, çünkü ben jenerikde, Emir gelişme bölümünde uyur, Mine belki biraz daha dayanır, ertesi sabah kahvaltıda Müge'ye film anlattırılır, sonra tüm haftasonu eğlence kah evde tabu oynayarak, yiyip içerek, ya dışarıda gezerek geçer..
kendi özlediklerini çocuklarında mutlaka ama mutlaka uygulayan ebeveyn örneği olarak bu sabah klasik sabah oynaşmamız sırasında anlattım Mira ya büyük bir sevinçle bugün ağacımızı süsleyeceğimizi, ve 6 aylık miniğimin anlamasını ve sevinmesini bekleyerek..
Mira yüzünde güller açarak dinledi ama çok muhtemel az sonra meme emeceği ve bütün gece çişini yaptığı bezi poposundan çıktığı içindi sevinci.. neyse..
bu sene Müge ve Mine ablamız maalesef derslerinin yoğunluğu nedeniyle katılamayacaktı bize, iş başa düşmüştü:(
Mira'nın sabah uykusu sırasında başladım işe ve uyandıktan az sonra bitirdim.. Mira çok şaşırdı gözlerini kocaman açarak uzun uzun seyretti, hava kararıp ışıkları daha bir anlam kazanınca hiç gözlerini ayırmadan izledi uzun süre, sonra alıştı..
önümüzdeki senelerde daha çok eğleneceğine eminim..
işte böyle evimiz, çamımız ve biz hazırız yeni yıla..









8 Aralık 2009 Salı

ve işte minik melek 6 aylık...



bugün Miramız tam altı aylık oldu..
ve ne yazıkki ben bu günü minik meleğimle geçiremedim..
sabah 09:07 de altıncı ayımızı kutladık ve ben 14. mayısdan beri ilk kez işe gittim:(
maalesef geçen hafta gündeme gelen bir problem üzerine acil toplanmak, çözüm önerileri üzerinde anlaşmak ve en acil aksiyonlar ile hayata devam etmek gerektiği anlaşıldı ve konu kendimi sıyırabileceğim gibi değildi maalesef..
akşamdan planlar yapıldı yedide uyanacaktım, Miracım zaten genelde yedi, yedibuçuk civarında uyanıyor olduğundan sorun yoktu, sabah oynaşması ardından sabah bakımı, doyurulması sonrası rahatlıkla sekiz buçuk civarında evden çıkabilecektim..
ama tabiki sabah, akşam planlanan gibi yaşanmadı.. çünkü annesi sekize on kala kalkan minik melek sekiz çeyreğe kadar uyudu, her sabah yapılan sabah oynaşması altıncı ay şerefine biraz da uzadı, göz masajımız, damlamız, çay pansumanımız, ağzımızın fırçalanması, bezimizin değişmesi, d vitamini, beslenme derken bi de üstüne anne beslenmek istedi, oldu mu sana dokuz..
e ama bu minik meleği bundan tam altı ay önce babasının " işte fenerbahçeli" naraları fonunda saat 09:07 de kucaklamamışmıydık? şunun şurasında 7 dakika beklenebilirdi..
09.20 itibariyle yola çıkabildim, 6 ay sonra beni gören otoparkçılar, köşedeki pastane, birinci binamızın görevlisi ile selamlaşma, sonra bizim güvenlik ile selamlaşma kız kaç aylık oldu, aman da pek tatlı, fotoğrafını gördük nidaları arasında nihayet 50 dakika gecikme ile toplantıya yetiştim.
eee kara deliğe giren çıkabilir mi, ben de çıkamadım tabi, işleri halledip minik meleğime kavuşduğumda saat akşam üzeri dördü gösteriyordu..
canısı uyuyordu..
kızımla hiç oynayamadan saat altı randevusu için saat beşde doktorumuza doğru yola çıktık..
minik Mira altıncı ay itibari ile 66 cm, 7.940 gr ,başçevresi 45 cm.
artık, altı aydır süren anne sütü saltanatı biraz sallanıyor,
minik Mira artık önce meyve, sonra sebze yemeye başlayacak, ardından yoğurt ve muhallebi eklenecek, yarın 3-4 tatlı kaşığı elma suyu ile başlıyoruz..
benim işe geri döneceğim 21 aralık tarihine kadar bir düzene gireceğimizi tahmin ediyorum.
Bugün karma aşımızı olduk, yani gece ateşimiz çıkabilir.. minik melek gece bizi ayağa dikebilir..

4 Aralık 2009 Cuma

Bugün Miracım ile doktora gittik..ama ne doktoruna??

evet bugün Miracım ile doktora gittik.. bir estetik cerraha.. Nişantaşındaki şık muayenehanede birsürü süslü bayanın arasında Miracım anne ve babası ile doktor amcasını bekledi.. biz şaşkın gözlerle aklınıza gelebilecek operasyonlar için bekleyen hatunları incelerken onlar da Mira'yı şaşkınlıkla izlediler.. e doğru ya minicik bir bebeğin ne işi vardı estetik cerrahda..Mira yine formundaydı, gülücükler, çığlıklar..
Muayeneye de herkesden önce girdi tabiki..
Miracımın dilinin bağlı olduğunu doğumundan iki hafta sonra farkettim.. normalde herbebekde olan ve geçen dil ucu çatallanmasından biraz daha fazla idi Miranın dilinin ucundaki çatal görüntü..ancak ilk andan itibaren hiç sorunsuz emmişdi Mira, bağlı dile acil müdahale edilen hallerde bebeğin bağlı dili nedeniyle meme ememiyor olması nedendi.. ancak Miracım da böyle bir problem olmayınca doktorumuz ilerde konuşma sorunu olur ise bir konuşma uzmanına gösterebileceğimizi acil olarak yapılacak birşey olmadığını söylemişti.. ancak benim şu göz olayımız nedeniyle güvenim birkez sarsıldı ya, hemen kısa bir araştırma yapıp bugünkü ( yani dünkü çünkü günü devireli çok oldu) randevuyu organize etmiştim.
Bakıcımız Özbek bir yenidoğan doktoru olan Şehnaz geldiği günden bu yana dilin kesilmesi gerektiğini söyler durur bu arada..
Neyse doktor bey kontrol etti minik Miranın minik dilini.. neticede Miranın dilinin bağlı olduğu nokta kimi vakalarda zaman içinde esnemeye izin verdiği gibi bir esneme yaşayabilecek bir noktada değil, dolayısıyla kesilmeli,
ancak anestezi gerektirdiği için bir yaşa kadar bu anestezili operasyonu yapmayı doğru bulmuyor,
emme sorunu olmadıkça hiçbir problem olmadığını söyledi.. 1 yaş civarında operasyonu yaptırabilecektik..
neticede baharda görüşmek üzere ayrıldık muayenehaneden..

29 Kasım 2009 Pazar

bir bayram da böyle geçti..

biraz hüzünlüydüm bu bayram..

acaba canım babam artık yanımızda olmadığı için mi?

acaba annem hacda olduğu ve onun evinde yenmesi adet olan aile yemeğimiz yenilmediği için mi?
ve hatta teyzem de hacda olduğundan evinde yemek yenilen büyük evi ablamın evi olduğu için mi?

acaba kazma yaşımda dahi canım anneannemden, canım halamdan, canım babamdan aldığım bayram harçlıkları artık olmadığı için mi?

acaba artık bayramlarda karanlık sabahlara, kalabalık evlerde babam, mutlaka ama mutlaka, yeni çorap ile namaza giderken, annem beyaz örtüsü ile namaz kılarken, yan odada halama sarılırken , salonda anneannemin elini öperken, odamızda ablamı birtürlü uyandıramazken uyanmadığım için mi?

acaba bu can yaşlılarımız birer birer bizden uzaklara gittiği, onlarla beyaz mermerler aracılığı ile konuştuğumuz, onlara tek ikramımız yasin olduğu için mi?

acaba kurban eti ile kavurma, önce pişen böbrek, yürek, dalak kokusu ortalığa yayılmadığı için mi? hayret.. aslında kavurma dışındakileri ağzıma bile koymazdım..

acaba yeni giysi giyip sevinmediğim için mi? ya da yeni giysi giysem de niyeyse sevinemediğim için mi?

acaba dolaplar dolusu marka kutulardaki ayakkabılar o çocuk bayramlardaki ayakkabılar kadar zevk vermediği için mi?

acaba yenilen çikolatalar, şimdinin çelik kapılarının şekline benzeyen madlenler, aslanlı şekerler ve büyükbabamdan sonra bir daha hiç o tadı alamadığım badem yerine, binbirçeşit yabancı çikolata olduğu için mi?

acaba bayram gezmesi ya da ütülü mendil gibi kavramlar kalmadığı için mi?

acaba koskocaman apartmanlarda komşun ile bayramlaşmadan bayramlar geçirdiğin için mi?

yoksa zamanında bu bayramların kıymetini bilmeyip bayramları hep ailemden uzak tatillerde geçirmenin pişmanlığından mı?

ya da bir yeni anne olarak minik meleğime böylesi hatırlanan bayramlar yaşatamayacağımın ve hatta bayram sabahını herhangibir cumartesi veya pazar sabahından farklılaştıramamanın endişesinden mi?


ya da ne bileyim acaba " nerede o eski bayramlar.." yaşına geldiğim için mi?

bilmiyorum, ben cevabı bilmiyorum,

hepinizin geçmiş bayramı kutlu olsun..

kendime kızgınım:(

evet kendime kızgınım.. daha çok sorgucu olmadığıma, ikizler burcu meraklılığına yakışmayan ve hiç de tarzım olmayan ama bu olaya özgü meraksızlığıma, tabiri yerinde ise gafletime kızgınım.. minicik bebeğimi son bir aydır günde üç posta ağlattığım için içim eriyor ve herseferinde kendime daha çok kızıyorum..
minik Mira'mın doğumundan beri gözünde hafif hafif çapak birikiyordu, bazı sabahlar yatağında kurumuş çapak parçaları buluyorduk, her kontrolde doktorumuza çapak konusunu hatırlatıyor, her defasında da.." olabilir, bebeklerde olur, geçer, rengi değişir ise haberim olsun".. cevabını alıyorduk, bir kez sanırım ikinci ay kontrolünde " gözpınarlarına hafifce bastırabilirsiniz " gibi bir yöntemi de allah için önermişti.. ne zaman, kaç tane, nereden nereye çekerek hiiiiç açıklamadan..

ama hangi anne bilmez, o ilk 3 ayın düzensizlik olan garip düzenini..
günbatımı krizine bağlanan geceler, koala modeli miniğim ile turlanan koridor, salon, tüm ev.. ne bilirim bu masajı hem de, kesinlikle bana anlatılan şekilden çok farklı olan bu masajı büyük bir disiplinle gerekirse ağlatarak, gerekirse gaz sancısı sonrası sızmış bebeğimi uyandırarak yapmam gerektiğini..

ben de bilemedim tabi, hergün bilgisayar başında olan ben googelamadım dahi.. bebek büyütmüş arkadaşlarıma sormak aklımın ucuna gelmedi, çok güvendim ya doktoruma, o uzmana göster demedi ya, ne gerek var dedim ve 5 ayı büyük bir gaflet içinde geçirdim..
ta ki o 29 ekim sabahı miniğim gözünü yapıştıran sarı bir çapak tabakası ile uyanana kadar.. hemen aradım doktorumuzu, sonsuz sakinlik aynen devam, antibiyotik bir damla önerisi ile kapattım telefonu, hemen bulduğum nöbetçi eczaneden aldığım damlayı Mira'mın güzel badem gözlerine damlatmaya başladım..
5. gün çapaklanmanın aynen devam etmesi üzerine bir uzmana göstermeye karar verip doktorumuzu tekrar aradığımda hayretki aynı fikri paylaştığımızı duydum kendisinden..
Aynı gün kontrolü altına girdiğimiz göz doktoru bizi gecikmiş bir vaka olarak değerlendirdi, miniğimin güzel gözlerinde enfeksiyon keseleri oluşmuştu ve hiç de bize önerilen gibi olmayan masaj son derece disiplinli olarak hergün üç sefer yapılmalıydı, önce mevcut antibiyotik damlanın bir haftayı tamamlaması beklenecek, somut bir gelişme görülmez ise damla değiştirilecekti.
Aynen de öyle oldu, ilk 10 günü ilk gün başladığımız damla ile, ikinci 10 günü başka bir damla ile tamamladık, üçüncü 10 gün dozu biraz düşürülen antibiyotik damlaya, kortizonlu başka bir damla eklendi.. işte benim de içim eridi, eridi, eridi....
bugün tam bir ay bitti, miniğimin gözünde halen çok az da olsa çapaklanma oluyor, hemen bayram sonrası salı günü kontrolümüz var, umarım doktorumuzdan iyi şeyler duyarız..
ben bu yaşımda gözüme bu kadar damla damlatmamışımdır:(
doktorumuzdan, konuyu sözlü danıştığım birkaç uzman doktordan ve internette okuduğum pek çok yazıdan öğrendimki masaj ile çare bulunamayan hallerde, ki masaj 1 yaşa kadar yapılıyor, önce sonda yöntemi deneniyor, bunun için 1,5 yaş civarı uygun, muhtelif yazılarda muhtelif aylar okudum 13-18 ay arası diyebiliriz, eğer tüm bunlardan sonuç alınamıyorsa tek çare ameliyat bunun için de yaş 4 e gelmeli.
Masaj ile sorunun çözülme yüzdesi 95-96.
Ben de bu orana dahil olmak için dua ediyorum şimdi.
işte böyle demekki neymiş,harvard bitirmekle olmuyormuş, gazetelerde, dergilerde sütun sütun yazmak ve okunmakla da olmuyormuş:(
veee güven bir kez kayboldumu yerine geri konmuyormuş..

10 Kasım 2009 Salı

10 Kasım...


Mira'ya fırsat buldukca Atatürk'ü anlatıyorum, evet anladığını, öğrendiğini kelimelerinden anlayamıyor olabiliriz henüz, ama algısının en yüksek olduğu dönemden mutlaka birşeyler kalacağına eminim.
Bu sabahda saat 09.00 dan önce sabah temizliğimizi ve bakımımızı tamamladık ve maaile geçtik camın karşısına..
aaaaaaaaa niçin durmuyorlar..hah işte durdular.. aaaa ama arabadan çıkmaları lazım ... bak görüyormusun yola indiler işte..bayraklar da yarıya indi.. sirenler de başladı.. evet işte yoldaki tüm arabalar durdu sesleri arasında Boğaziçi Köprü yolunu izleyerek, ilk saygıduruşumuzu yaptık Mira'cım ile..
Sevgili Atatürk'ümüzü saygıyla, sevgiyle, özlemle andık..

8 Kasım 2009 Pazar

Miramız taaammm beş aylık..



Geçmişe dair yazılacak şey çok.. daha ekleyeceğim, ama artık yavaş yavaş güncelleşmek istiyoruz.. Miramız bugün tam beş ayını tamamladı.. Bugünün bir diğer unutulmaz özelliği ise Miramıza kavuşacağımızı geçen sene bugün öğrenmiş olmamız:)

Miramıza gelince, artık daha rahat oturuyor, hala tam dengesini sağlayamıyor ama destekle idare ediyoruz.. yarım dönüyor, istediği oyuncağını tutup çekiyor, elden ele geçiriyor, biberonunu rahatlıkla tutuyor, sesler çıkartıyor, sesi de bir yüksek çıkıyor ki sormayın..
Ne istediğini çok rahat anlatıyor, tabi bana.. meme isteme sesi başka, canı acıyınca ağlaması, ilgi istemesi ayrı, ooof çekilin başımdan ben kendi kendime oynarım sesi ayrı..ne istediğini biliyor ve hepimizi parmağında oynatıyor..

Mira için önce Fisher Price dan bir dönence almıştık, fakat o kadar pastel ve soluk renkli idiki alırken de pek içime sinmedi ama sanki Fisher Price olunca iyidir diye şartlanmışım; hata.. dönenceyi taktığımızda ki Mira daha üçüncü ayını sürüyordu hiç ilgisini çekmedi.. o dönemde onu seyrettiğinden daha fazla pencerisindeki balon perdeleri seyrettiğini söyleyebilirim.. aslında doktorunun da söylediği daha canlı, parlak renklerin ilgisini çekeceği ve hatta tezatların kullanılmasını tercih etmemiz gerektiği kısmını ne yazıkki gözardı etmiştim.. bunun üzerine bu dönenceyi paketleyip bizim görevli Eminin minik kızına verip kendimize yeni bir dönence aramaya başladım.. tamam bu müsriflik parantezinde bir hareket ama yatağına sırf dönence takabilmek için özel parça yaptırmıştık ve dönencesiz kalmaya hiç niyetimiz yoktu..
bu noktada Tiny Love ile tanıştık, daha sonra başka oyuncaklarını da alacağımız markanın Sweet Island Dreams dönencesini o zamandan beri kullanıyoruz, kimi zaman uykuya dalmasını kolaylaştırıyor, keyfi yerinde ise hayvancıkların dönerken çıkardıkları seslere daha da yükseğinden bir tonda eşlik ediyor Miracık..

Daha sonra da aynı markanın Monkey Island oyun minderini aldık Mira'ya..


Bu dönemden hatırlayacağımız en çok ilgilendiği oyuncakları Tiny Love serisi ve Haba tahta oyuncakları..
alman ekolu ile yetişmiş tarafıma denk düştü sanırım, pek sevdim oyuncaklarını.. Mira şu anda aslında 6m+ etiketi olan tahta oyuncaklar ile zevkle oynuyor, döndürme, çevirme, bileklerinin gelişimi ve hakimiyeti için faydalı parçalar var..
Gerçi şu anda bu parçaların gereğince oynandığını söylemek zor, zira gördüğü herşeyin tadına da bakmak istiyor, ulaşabildiği herşeyi öncelikle ağzına götürüyor ve başlıyor emmeye..


Ancak Müge ve Mine ablamızın Londradan getirdiği Hamleys oyuncağımız ve yine Tiny Love Vız Vız Arımız vazgeçilmezlerimiz arasında.

Mira genel olarak çevresi ile çok ilgili bir çocuk bu noktada babasının genlerinin etkin olduğunu umuyorum, keyfi yerinde ise etrafını uzuuun uzuuun izliyor, zira annesi dikkat konusunda sınıfta kalmaya adaydır denilebilir.

Halen çoğu bebekten farklı olarak araba ile yolculuğu sevmiyor, halen yanında kimse oturmazken araba ile yalnız dışarıya çok kısa etaplar yapabiliyoruz, babamız yok ise ve ben araba kullanmak zorundaysam Şehnaz ablamız hep yanımızda oluyor, ancak gezmeyi seviyor ve bizimle geçirdiği vakitten zevk alıyor, eğleniyor.

Miracım halen sadece anne sütü ile besleniyor, kimi zaman gaz giderici olarak içtiği rezene dışında henüz hiçbirşeyin tadını bilmiyor..
Gece uykularımız oldukça düzenli, 7 deki banyosundan sonra kısa bir şekerleme uykusu ile gece uykusuna hazırlanıyor Miracık.. 9 ile 10 arasında en geç 10 da gece uykusuna dalmış oluyoruz, bu uyku minimum gece 2 maksimum sabaha karşı 4 e kadar devam ediyor, uyandığında çok aç oluyor ve emip hemen tekrar uyuyor, ama geceleri halen hep ben uyutuyorum Mira'yı.
Açıkcası doğru olsa bile Mira'yı gece beslenmek istemeyecek düzene sokmayı hiç düşünmedim, iki gecede alışır diyen seslere kulağımı tıkadım, evet uyandırıp emzirmedim çünkü kilosu hep eğrilerin üzerinde gidiyordu ama gece uyanıp meme istediğinde ben de uyanıp meme verdim ona.. 41 yaş anneliğinin özlemi sonucu deyin isterseniz ama şurada kaç zaman o gece şirinliğini, uykudan şişmiş açılmayan gözlerle yandan yandan meme arayan ağıza uyanacağım ki dedim :)
Mira artık bizleri çok iyi tanıyor, ben, babası ve bakıcımız Şehnaz ablası gözdeleriyiz.. sıklıkla gördüğü anneannesi eğer gözlüklerini takmamışsa daha çabuk gülücük kapabiliyor, daha az sıklıkla gördüğü teyzesi ve ezel teyzesi kucaklarında uykuya daldırabilmeyi başarıyor, Mine ablası da kısmen ancak ÖSS gazisi Müge ablasını suyumuzu getiren Erikli abiden bile daha az gördüğü için büyük büyük açılmış gözler ile izliyor :)
Eğer canı istiyorsa her kucakta duruyor, her ilgilenene en içteninden gülücükler atıyor ama eğer canı istemezken bir başka kucakda buluyorsa kendini, öyle sinirleniyorki, ne ağlamasını susturabiliyoruz, ne sinirli sinirli salladığı el ve kollarını sakinleştirebiliyoruz, bu zamanlarda vazgeçilmezi meme bile yetersiz kalabiliyor..
veeeeee halen çıplaklığı çoooookkk seviyor, en canhıraş çığlıklar sırasında bile soyunmak güldürüyor miniğimi.

işte böyle daha anlatılacak çok şey var, ama Miracık çok acıktı ve gündüzki park sefasında Hidiv korusunun oksijenini

öyle çektiki içine bol gıda modeli emdikce emesi verilmezse ağladıkca ağlayası var..

30 Ekim 2009 Cuma

Mira bir aylık..




Mira, hamileliğimin 37. haftasının ilk günü benim yüksek tansiyonum nedeniyle doğurtulduğu için biraz ufak bir bebekti, 3.060kg ve 50 cm olarak doğdu.Başçevresi 36 cm idi. Hastaneden 250 gr kaybederek çıktı, ilk hafta tamamlandığında 2.775 kg ile kilo kaybı 285 gr a ulaşmıştı, 8. gün kontrolünde kilo kaybı devam ettiği için 10. gün ve 17.gün kilosuna tekrar bakıldı, amaç anne sütü ile beslenip beslenemediğini anlamak idi, ben,ikinci kontrolde 105 gr almış olduğu görülsede, üçüncü kontrolü çok endişeli bekledim, çünkü minik bebeğimi besleyemediğimi düşünmek dahi istemiyordum. 24.06 da Mira 8.güne göre 495 gr almıştıki bu çok iyi bir sonuçtu, biraz rahatlamıştım. Miracım ilk ayı 830 gr kilo artışı ve 2,5 cm boy artışı ile tamamladı. Ay sonu kilosu 3.890 kg, boyu 52,5 cm, baş çevresi 38 cm olmuştu.
Miracım ilk 14 gün tam bir melekti, ancak 15.gün gaz sancıları, ağlamalar, uykusuz geceler başladı.. Bu ayda doktor kontrolleri dışında hiç dışarıya çıkaramadık Mirayı, bu belki biraz cesaretsizlik idi ama açıkcası minikliği ve korunmaya muhtaçlığı beni korkutmuştu.
Mira yüzüstü yattığında başını rahatlıkla dik tutuyor ve döndürebiliyordu, çabuk yoruluyordu, geceleri takoz yastık ile yatırıyordum. Moro refleksi bizi biraz rahatsız ediyordu, bu nedenle kollarını ince bir örtü ile örtmeye çalışıyordum.
Sadece anne sütü ile besleniyordu, ben ilk ayı biraz gergin hatırlıyorum, lohusalık mıdır nedir bilmem Miramı herkesden kıskanıyordum, yardımcımız Leyla parmağının ucu ile dokunsa bile tahammülüm yoktu,
gece ağlarken babası dahil kimseye vermiyor, sürekli kucağımda dolaştırıyordum, beni dinlendirmek için Mirayı kucağımdan almayı teklif ettiklerinde küplere biniyor, çocuğumu ağlarken benden alıp susturabileceğinizi mi sanıyorsunuz diye bağırıyordum.. neyse bu ruh hali yavaş yavaş değişti de hepimiz rahat bir nefes aldık.
Şu anda 1.ay ile ilgili en net hatırladıklarım Miranın doktorunun kim olacağına karar verebilmek için aldığımız randevular,
bu doktorlardan birinden öğrendiğim; büyüme hormonlarının en yoğun akşam 10 ile 12 arasında çalıştığı inanışını çok fazla kafama takıp Mira uyumadıkça karalar bağlamam, geceler boyu seyrettiğimiz köprü yolunda gidip gelen ve salonumuzu aydınlatan tırtıl Metrobüsler, misafirler, altınlar, çiçekler ve lohusa şerbeti..